Sağlıklı cinsel yaşamı olan bir kişi bedensel, duygusal ve toplumsal tam iyilik halinde ve diğer yaşamsal ihtiyaçlarıyla uyum içindedir.

Burada özellikle sağlıklı cinsel yaşamı tehlikeye sokabilecek durumlardan, erkek ve kadın cinsel yetersizliklerinden ve bunlara zemin hazırlayan diğer sistemik hastalıklardan ve tedavi yöntemlerinden kısaca bahsedilecektir.

CİNSEL SAĞLIĞI OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN DURUMLAR

  • Yaşamın her döneminde ve özellikle büyüme ve gelişme yaşlarında cinsiyet ayrımcılığı,
  • Gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde yeterince ve doğru bilgilenmeme, bu nedenle
  • cinselliğini doyurucu ve güvenli bir şekilde yaşayamama,
  • Hazır olduğundan, sorumluluğunu alabileceğinden ve kararından emin olmadan cinsel ilişkiye girme,
  • Korunmasız cinsel ilişkiler sonucunda HIV/AIDS, hepatit B, bel soğukluğu, frengi, klamidya gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyon (CYBE) etkenlerinin bulaşması, bulaşmanın farkında olmama ve/veya başka nedenlerle tedavi olmama,
  • Çok genç ya da geç yaşta ve hazır olmadan anne-baba olma,
  • CYBE, gebelikten korunma, gebelik sonlandırma, gebelik, doğum, doğum sonrası gibi durumlarda nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanamama.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, hiçbir belirti vermeyebilir. Bazen cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların tek belirtisi akıntı olabilir. Akıntı, sağlıklı kadınlarda da görülür ve miktarı, akışkanlığı, beyaz ya da sarı olarak rengi adet döngüsü boyunca değişkenlik gösterir. Erkeklerde herhangi bir akıntı olduğunda, kadınlarda ise alışılmışın dışında bir akıntı olduğunda hekime başvurulmalıdır.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLAR

HIV, hepatit B, klamidya gibi otuza yakın etkenin neden olduğu, aralarında AIDS, sarılık, bel soğukluğu, frenginin de sayılabileceği Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar (CYBE), tedavi edilmediklerinde kısırlık, hatta ölüme varan ciddi sonuçları olan sağlık sorunlarıdır. Bazı CYBE’ler tedavi edilirse iyileşir. Önemli bir kısmının ise henüz kesin bir tedavisi yoktur. CYBE’ler hiçbir belirti vermeyebilir. Bu nedenle hastalık olarak teşhis edilmeleri zordur.

Etkenler vücut salgılarında bulunabilir. Etkenlerden bazıları kan aracılığıyla, bazıları da yakın temas sonucu ciltten bulaşabilir. Zedelenmiş ciltten bulaşma riski daha fazladır. Anneden bebeğe gebelik, doğum ve emzirme yoluyla da geçebilir.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN KORUNMA YOLLARI

  • Cinsel ilişkide bulunacağınız kişinin başkaları ile de ilişkisi olduğunu biliyorsanız cinsel ilişkide bulunmayın.
  • Unutmayın bu doğruluğundan emin olamayacağınız gizli bir bilgidir.
  • Kesin korunma için cinsel ilişkide kondom (prezervatif, kılıf) kullanın. Yanınızda kondom bulundurun.
  • Kondom CYBE’lerin bir çoğuna karşı koruyucudur.
  • Kadınlar için de kondom olduğunu unutmayın.
  • Her ne amaçla olursa olsun başkalarının kullandığı iğne ve enjektörleri kullanmayın.
  • Dövme, epilasyon, manikür, pedikür, tıraş, kulak deldirme gibi cilt bütünlüğünüzü bozan bütün işlemlerde ve diş tedavisinde steril aletlerin kullanılmasına dikkat edin.
  • Kan ve/veya kan ürünü tedavisini güvenli yollardan sağlayın.

NE YAPILMALI?

CYBE’ler kendiliğinden iyileşmez. Eğer CYBE’lerden birine yakalandığınızı düşünüyorsanız hemen muayene ve tedavi olmanız gerekir. Doktorunuzun önerilerini tam olarak yerine getirin. İlaçlarınızın tümünü kullanın.

Bir doktora danışmadan kendiliğinizden ilaç kullanmaya başlamayın.

Cinsel ilişkide bulunmuş olduğunuz kimselere de hastalığınızı açıklamanız ve onların da tedavi olmalarını sağlamanız gerekir. Eğer tedavi olmazlarsa enfeksiyonu başkalarına, hatta tekrar size bulaştırabilirler. Tedaviniz tamamlanıncaya kadar cinsel ilişkide bulunmamanız gerekir.

Belirti olmasa da hastalık etkeni taşıyabilirsiniz.

CYBE’ler (HIV/AIDS, hepatit-B, frengi, bel soğukluğu, klamidya vb.) aynı ortamda bulunma (tuvalet, hamam gibi), öpüşme, el sıkışma, hasta bireyin hazırladığı yemekleri yeme, sinek, böcek ısırması ile size BULAŞMAZ.

ERKEKDE "SERTLEŞME" SORUNU

Sertleşme sorunu basit olarak doktorların cinsel performans için yeterli olan sertleşme seviyesini sağlayamama ve/veya bu sertliği koruyamama durumu için kullandıkları klinik bir terimdir. Üç ayı aşkın bir süre bir insanın cinsellikle ilgili arzu duyup ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edememesi durumunda sertleşme sorunundan bahsedilebilir. Yani hayatının belirli bir döneminde tek bir kez başarısız olan insanın hemen doktora koşması gerekmemektedir. Ancak bu durum altı ay devam ederse doktora başvurmalıdır.

Bazı erkekler sertleşme fonksiyonunun yaşlandıkça doğal olarak azaldığına inanmaktadırlar. Ancak yaş kendi başına sertleşme sorunlarına neden olmaz. Neden yaşın yanısıra diğer sağlık koşulları, ilaçlar ve yaşam biçimi gibi normal kan akışını değiştiren konulardır. Bu sağlık durumlarından bazıları erkekler yaşlandıkça daha sık olarak ortaya çıkmaya başlar: Aşağıdaki durumları yaşayan her erkek sertleşme fonksiyonunda bir değişim meydana geldiğini anlayabilir:

  • Cinsel birleşme için gerekli şekilde sertleşme sağlayamama
  • Sertlik halinin devam ettirilmesinde zorluk
  • Cinsel birleşme için yeterli olan ancak eskiye göre daha zayıf olan sertleşme
  • Sertleşebileceğinize ve sertliğinizi koruyabileceğinize olan güveninizin azalması

Sertleşme Sorunları Düşündüğünüzden Daha Yaygındır!

Dünya genelinde 152 milyon erkek tekrarlayan sertleşme sorunları yaşamaktadır ve bu rakamın 2025 yılında 222 milyonu bulması beklenmektedir. Sebep olarak da beslenme ve yaşam tarzındaki değişikliklerden strese kadar birçok faktörün etkili olduğu düşünülmektedir.

40 yaşın üzerindeki erkeklerin yarısından fazlasında bu sorunun olduğu tahmin edilmektedir. Ne yazık ki, bu hastaların sadece %2’lik kısmında sorunlar doğru teşhis edilerek tedavi doğru yapılmaktadır. %98’inde ise maalesef ya doğru teşhis ya da doğru tedavi eksikliği doğmaktadır.

Türkiye’deki çalışmalarda 40 yaş üzerindeki erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu oranı hafif, orta, ağır olarak yüzde 70’e kadar çıkmaktadır.

SERTLEŞME SORUNU HAKKINDAKİ YANLIŞ İNANIŞLAR

1. “Tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorundur.”
Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuştu. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), hemen her zaman fiziksel bir nedeni bulunur.

2. “Sertleşme sorunu yanlızca yaşlı erkeklerde görülür.”
Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuş. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülemez. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.

3. “Cinsel ilişki için çok yaşlısınız.”
Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de, yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.

4. “Kalp hastalığınız varsa cinsel ilişkiye girmek kalp krizine yol açabilir.”
Kalp hastalığı önemli bir tıbbi durumdur ancak cinsellikten zevk alamayacağınız anlamına gelmez. Kalp hastalığı nedeniyle tedavi gören pek çok erkekte, sertleşme sorunu da güvenli ve etkili bir şekilde tedavi edilebilir. Sertleşme sorunu ile ilgili herhangi bir tedaviye başlamadan önce, kalbinizin cinsel aktivite için fiziksel gereksinimleri karşılayabilecek güçte olup olmadığını doktorunuza sormalısınız.

SERTLEŞME NASIL OLUŞUR?

Uyarıldığınız zaman beyniniz bir dizi olayı başlatmak üzere sinyal gönderir. Penis içindeki kan damarları gevşeyip genişleyerek penise gelen kan akımını hızlandırır. Aynı anda penis içinde uzanan, korpora kavernoza adı verilen süngersi oluşumlar da şişer ve toplardamarlar üzerinde baskı oluşturarak penis dışına çıkan kan akımını kısıtlarlar. İçeri giren kanın dışarı çıkandan daha fazla olması sonucunda penis büyüyerek sertleşme meydana gelir. Bu süreç çok basit olmakla birlikte sertleşmenin, beyin, kan damarları, sinir ve hormonların bir bütün olarak mükemmel bir denge içinde çalışmasının bir sonucu olduğunu unutmamak gerekir. Eğer bu sürecin bir parçası bile sağlıklı yürümüyorsa, erkeğin sertleşme sağlama veya sürdürme yeteneği etkilenebilir.

Gerçek: Sigara, şişmanlık, alkol alışkanlığı veya ilaç kullanımı, normal dolaşım ya da sinirsel işlevleri bozarak sertleşme sorunlarının oluşumuna katkıda bulunabilir.

SERTLEŞME SORUNU NASIL OLUŞUR?

Eğer sertleşme sorununuz varsa, sertleşmeyi sağlayan süreç bozulmuş olabilir. Sertleşmenin sağlanması ve sürdürülmesi için gereken penise gelen kan akımı, yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol, şeker hastalığı veya damar sertleşmesi gibi tıbbi bir bozukluğun sonucunda azalabilir. Beyin ve penis arasındaki bağlantı, omurilik yaralanması, multiple skleroz, inme ya da prostat veya kalın bağırsak ameliyatı gibi durumların yol açtığı sinir zedelenmeleri nedeniyle engellenebilir. Sertleşmeyi sağlama ve sürdürme sürecini engelleyen diğer faktörler arasında, karaciğer ya da böbrek hastalıkları, depresyon, stres ve çeşitli ilaçlar bulunur.

RİSKİNİZİ NASIL AZALTIRSINIZ?

Sertleşme sorunlarının oluşma riskini azaltmanın belki de en iyi yolu sağlıklı bir yaşam sürdürmektir. Sigara içmek, fazla yağlı gıdalar tüketmek ve aşırı alkol almak, sertleşme sorunlarının görülme olasılığını önemli ölçüde artıran durumların ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Bunlardan kaçınmak riski azaltmak açısından önemlidir. Doktorunuza yapacağınız düzenli kontrol ziyaretleri de, şeker hastalığı veya yüksek kan basıncı gibi sertleşme sorununa neden olan hastalıkların belirlenmesine yardımcı olabilir. Gerçek: Sertleşme sorunu ile ilgili endişelenmek durumu sürekli kılabilir veya şiddetlendirebilir. Eşinizle sorunları açıkça konuşmanız bu endişeyi hafifletmeye yardımcı olabilir.

SERTLEŞME SORUNLARI YAŞLANMANIN KAÇINILMAZ BİR SONUCU DEĞİLDİR!

Yaşlanma ile birlikte erkeklerin cinsel uyarılmaya karşı verdikleri yanıtlarda doğal olarak bazı değişikliklerin meydana geldiğini bilmekte yarar var: Sertleşmeyi sağlamak ve orgazma ulaşmak daha uzun zaman alabilmekte, doğrudan uyarı gereksinimi daha fazla artmakta ve sertleşmeler arasında daha çok zamana ihtiyaç duyulabilmekte.Ancak yaşlandıkça cinsellikten zevk alma yeteneğimizin azaldığı yanlış bir inanıştır. Yapılan çok sayıda çalışmada aktif cinsel yaşamın tüm yaş gruplarında normal olduğu kanıtlanmıştır. Sertleşme güçlüklerinin oranı 40 yaşın üzerinde artmakla birlikte, sertleşme sorunları yaşlanmanın doğrudan bir sonucu olarak düşünülmemektedir. Daha çok, erkekler yaşlandıkça sertleşme sorunu görülme sıklığını ve şiddetini, yüksek kan basıncı ve şeker hastalığı gibi yaşa bağlı hastalıklar artırıyor gibi görünmektedir.

SORUNDAN KAÇMAK NEDEN ÇÖZÜM DEĞİLDİR?

Pek çok erkek halen, davranışlarını değiştirerek veya bir çözüm bularak sertleşme sorunları ile tek başlarına başa çıkabileceklerine inanıyor. Daha da kötüsü bazı erkekler sorundan kaçarak, kendileri ve performansları üzerinde baskı oluşturacak şekilde kendilerini suçluyor. Bu baskılar kaçınılmaz olarak stres ve endişeleri artırıp, bunun sonucunda da performansı daha fazla düşürüyor. Sertleşme sorununun genellikle dolaşım ve/veya sinir sistemine ait fiziksel bozuklukların yol açtığı tıbbi bir durum olduğunu unutmamak çok önemli. Sorunu kendi başına çözmeye çalışmak veya kendine baskı yapmak sertleşme sorununu ortadan kaldırmaz. Sertleşme sorunu tıbbi bir durum olduğundan, en iyi yanıt doktorunuz tarafından önerilen tıbbi tedavilerle elde edilir. Doktorunuzla sorunu konuşmanız bu nedenle büyük önem taşır.

SİZDE SERTLEŞME SORUNU VAR MI?

Sertleşme sorunu olan hastaların çoğu, sertleşmeyi sağlama veya sürdürmede hafif ya da orta derecede bir zorluk yaşarlar, orgazm ve boşalma yeteneği gibi işlevler genellikle normaldir. Sertleşme sorununun belirtileri şunlardır:

  • Sertleşmeyi sağlayamama ya da sürdürememe
  • Cinsel birleşme için yeterli sertlikte sertleşme sağlayamama
  • Cinsel birleşme sırasında sertleşmeyi sürdürememe
  • Tam bir cinsel birleşme için yeterli süreli sertleşme sağlayamama
  • Cinsel birleşmenin tatmin edici olmaması

SERTLEŞME SORUNU EŞİNİZİ NASIL ETKİLEYEBİLİR?

Sertleşme sorununu bulunan pek çok erkek, durumlarıyla çok fazla meşgul olduklarından, sertleşme sorununun eşleri ve ilişkileri üzerinde ne kadar olumsuz bir etki yaratabildiğinin farkına varmamaktadır.-Örneğin, sertleşme sorunu olan erkekler duygusal olarak eşlerinden uzaklaşmaya başladıklarını farkedebilirler. Erkekler hayal kırıklığı, korku, kızgınlık, boyun eğme ve kaçınma duygularıyla mücadele ederken, eşleri de aynı derecede yıkıcı duygular hissedebilmekte ve kendilerini reddedilmiş, çekici olmayan ve hatta sevilmeyen biri olarak görebilmektedirler.

Eşlerindeki sertleşme sorununu iş stresi veya yorgunluk gibi dış kaynaklı faktörlerin sonucu olarak görmeleri de sorunu ağırlaştırmaktadır. Eşler sertleşme sorununun belirtilere yol açan tıbbi bir durum olabileceğini anlayamayabilir veya başında farkedemeyebilirler. Sonuç olarak tüm ilişki stres altına girebilir.-Eşiniz size yardımcı olmak isteyebilir, ancak eşlerin sertleşme sorununun belirtilerini tartışmaya istekli olmamaları da sık rastlanan bir durumdur. Bu kişiler bilinçli olarak sessiz kalarak üzerinizde fazladan bir yük oluşturmamaya çalışırlar ve konuşmayı sizin başlatmanızı bekleyebilirler.

Yakınlık ve sağlıklı bir ilişkiyi sürdürebilmek için eşinizle iletişim kurmanız önemlidir. Onlarla sertleşme sorununun nedenleri ve olası tedavileri hakkında konuşmanız temeldir ve sertleşme sorununun her ikiniz üzerinde yaratabileceği endişe ve stresin azaltılmasına yardımcı olacaktır.

TEDAVİNİN DOKTORLA KONUŞULMASI

Eğer sertleşme sorununuz olduğunu düşünüyorsanız, doktorunuza danışmak sorunun çözümü için en temel adımdır. Günümüzde doktorlar bu durumla rutin olarak ilgileniyor ve sertleşme sorunundan etkilenen başka pek çok hastanın sorularına çözüm bulmaya çalışıyor. Doktorunuz kesin tanı koymak için standart bir fizik muayene yapabilir ve tıbbi özgeçmişinizle ilgili sorular sorabilir. Bu soruları açık ve dürüstçe yanıtlamanın çözümün anahtarı olduğunu unutmayın.Eğer konuşmayı kolaylaştıracaksa, doktorunuzla sertleşme sorunu ile ilgili randevunuzda eşinizin de bulunmasını isteyebilirsiniz.

TEDAVİDEN SONRA NELER BEKLENMELİ?

Cinsel sağlığınızı iyileştirmek ve sertleşme sorununuzu tedavi etmek kendinize olan güveninizi yeniden kazanmanızı sağlar. Böylece pek çok erkek, eşiyle özel yaşamını tekrar kurabilir ve cinsel duygularını yeniden yaşayabilir. Ancak unutulmaması gereken birkaç nokta var:

  • Tedaviler doğrudan cinsel isteği arttırmaz.
  • Siz ve doktorunuzun tedavi seçimi hemen ve her zaman sonuç vermeyebilir. Eğer beklediğiniz sonuçları alamazsanız doktorunuzu arayınız. Onunla birlikte sizin için en uygun tedaviyi ve dozunu belirleyebilirsiniz.
  • Tedavi, ilişkinizin temelinde yatan diğer sorunları çözmez.
  • Eşiniz ve doktorunuzla iletişim yollarını açık tutmanız, tedavinin etkisinin kalıcı olmasına yardımcı olur. Unutmayın, sertleşme sorununuz olduğunu düşünüyorsanız, doktorunuzla konuşmak bu sorunun tedavisinde atacağınız en temel adımdır.

HANGİ TIBBİ KOŞULLAR SERTLEŞME SORUNUNA ZEMİN HAZIRLAR?

Sertleşme Sorunu olan vakaların çoğunluğunun (%75) psikolojik değil fiziksel kökenli olduğu artık bilinmektedir. Psikolojik kaynaklı ereksiyon bozukluğu, başarı kaygısı ve iç çatışmaların olumsuz görünümlerine bağlı iken fiziksel nedenler arasında anatomik, sinirsel kaynaklı, endokrinolojik, ilaç bağlantılı ve damar sistemi kaynaklı komplikasyonlar yer almaktadır. Damar sorunları, ereksiyon bozukluğunun en sık rastlanan nedenidir. Sertleşme Sorunu, yaşın ilerlemesinin yanı sıra koroner arter hastalığı, yüksek kolesterol düzeyi, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi bir dizi hastalığa bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Şeker hastalığı durumunda, arterlerde ve penise kan taşıyan daha küçük kan damarlarında meydana gelen değişmeler ve ereksiyon işlevinde yer alan sinirlerin hasar görmesi erkeklerin %50 ila 70’ini ereksiyon bozukluğuna yatkın hale getirmektedir.

METABOLİZMA

Şeker Hastalığı:
Erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda soğukluğun iyi bilinen nedenidir. Diyabet sertleşme sorunu için yaygın bir risk faktörü olarak değerlendirilir ve diyabet hastası olan bir çok erkekte sertleşme bozukluğu görülmektedir. Diyabetli erkeklerde sertleşme sorunu normal erkeklere göre daha erken dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Ek olarak, diyabetli erkeklerde sertleşme sorunu görülme olasılığı normal erkeklere göre üç kat daha fazladır. Diyabetli hastalara tanı konulmasından 10 yıl sonrasında yarısında sertleşme sorunu görülmektedir. Erkeklerde kamış damarlarının yapısını bozarak sertleşme sorunları yaratır.

Yağ Metabolizması Bozuklukları:
Kanda trigliserit, kolesterol gibi lipitlerin yüksek düzeyde bulunması ve şişmanlık cinsel iktidarsızlığa yol açabilir.

Azot Metabolizması Bozuklukları:
Kanda üre ve ürik asit düzeylerinin yüksek olması, idrarla uzun süre albümin yitirme gibi durumlarda cinsel iktidarsızlık görülebilir. Düzenli diyaliz tedavisi altındaki hastalar normal olarak iktidarsızdır. Ama böbrek naklinden sonra bu durum ortadan kalkar.

İÇ SALGI SİSTEMİ

Cinsel iktidarsızlık iç salgı sisteminden kaynaklanabilir. Başta prolaktin olmak üzere baskılayıcı hormonların fazlalığı, daha ender olarak da testosteron hormonunun azlığı iktidarsızlığa yol açar. Ama hormon kökenli sertleşme bozukluklarına olguların yalnız yüzde 5’inden az bir bölümünde rastlanır.

Androjen hormonu eksikliği de sertleşme bozukluğuna yol açabilir. Bu durum hastaya androjen (erkeklik hormonu – testosteron) verilmesiyle tedavi edilir.

Tiroid bezinin az da olsa sertleşme mekanizması üzerinde etkisi vardır. Bu bezde üretilen tiroksin, testosteronu bağlayan globülin üretimini etkiler.

SİNİR SİSTEMİ

Sinir sistemine bağlı olarak en çok karşılaşılan iktidarsızlık nedenleri arasında belden aşağısını etkileyen felçler (parapleji), kalça hizasında sakat bırakan cerrahi girişimler ve siyek (üretra) yırtılmasına yol açan ya da açmayan kalça kırıkları sayılabilir. Ayrıca sertleşmeyi sağlayan sinirlerin ve üreme organı iç sinirlerinin ya da bunların çıkış noktalarının ve dallarının ezilmesi, donması ve sinir iltihabına bağlı olarak yıkıma uğraması da iktidarsızlığa yol açar.

ZEHİRLİ MADDELER VE İLAÇLAR, DIŞ ZEHİRLENMELER

Tütün içilmesiyle sinir iletiminde nikotine bağlı bozuklukların oluşması. Aşırı alkol alınmasına bağlı olarak davranış bozuklukları, sinir iltihabı ve hormon metabolizması bozukluklarının ortaya çıkması. Afyon, eroin, kokain gibi uyuşturucular. Cinsel uyarıcılar. Bu tür maddeler uyuşturucularda olduğu gibi davranış bozukluğuna yol açmasalar da bağımlılık yaratarak hastanın uzun ruhsal çöküntü dönemlerinde ilaçsız başarılı olamamalarına yol açar.

Aşırı Hormon Kullanımı:
Transseksüellerde östrojen zehirlenmesi görülür. Bu hormonlar sertleşme kaybına, penis ve testislerin küçülmesine, yüksek dozda kullanıldıklarında süt kanalarının gelişmesine, derialtı yağdokusunda artışa ve kıllanmaya yol açar. Progesteronun erkeklerde hiçbir etkisi olmadığı belirtilmektedir.

Uzun Süreli Tedaviler:
Aşağıdaki tedaviler cinsel iktidarsızlıkta önemlidir.Yüksek tansiyonun tansiyon düşürücü bazı ilaçlar ve beta blokerler ile tedavisi. Beyni etkileyen ve ruhsal çöküntü önleyici ilaçlar vb.

DOLAŞIM SİSTEMİ ATARDAMAR LEZYONLARI

Kamış sertleşmesi (ereksiyon) için gerekli olan kanı gözenekli ve süngersi dokulara taşıyan atardamarlarda ortaya çıkan bozukluklar sertleşmeyi engelleyebilir. Cinsel iktidarsızlık nedeni olarak damar sistemine ilişkin bir bozukluk aranıyorsa özel arteriyografi tekniklerine başvurulmalıdır. Uzun süre, sertleşme bozukluğunun damar kaynaklı bir nedeni olabileceği düşünülmemişti. Ama günümüzde her dört cinsel iktidarsızlık olgusundan birinde yaş sınırı olmaksızın damarla ilgili bozukluk olması bile sertleşme yetersizliğine yol açabilir ve bu durum Buerger hastalığının (tıkayıcı damar iltihabı) başlangıç belirtisi olabilir.

Sertleşen Dokuların Lezyonları:
Bu gruptaki dokular kamış gövdesinde yer alır ve geniş boşluklar içerir. İki yanda bulunan birer gözenekli cisim (corpus cavernosum) ile bunların üstünde bulunan süngersi cisim (corpus spongiosum) içlerine dolan kanla kamışın büyüyüp dikleşmesini sağlar. Aşağıda sıralanan durumlar sertleşen dokulara bağlı iktidarsızlık nedeni olabilir. Gözenekli cismin darbe ile yırtılması ve toplardamarlardaki kan akımının bozulmasına bağlı olarak kalıcı cinsel iktidarsızlık. Sürekli ve ağrılı sertleşmenin (priapizm) ardından kamışın yay biçimini alarak bir daha sertleyememesine yol açan nedbe dokusu ve esneklik kaybı. Kamıştaki gözenekli cisimlerin kılıfında ve hatta iç boşluklarında kalsiyum birikmesiyle oluşan kamış sertliği.

Toplardamar Lezyonları:
Kalçada ve anüs ile dış üreme organları arasındaki bölgede görülen pıhtı tıkaçları.

Kan Hastalıkları:
Kronik lösemi (kan kanseri), poliglobüli (alyuvar artması)

BOŞALTIM VE ÜREME SİSTEMİ

Bu grupta cinsel iktidarsızlık etkeni olabilecek başlıca hastalık ve bozukluklar; Boşaltım ve üreme sistemi tümörleri. Üreme organlarında ağrılı sertleşme ve psikolojik güvensizlik yaratarak cinsel iktidarsızlık nedeni olan epididim, prostat ve siyek iltihapları gibi üreme organlarındaki enfeksiyonlar.

GENEL NEDENLER

Uzun süren ateşli hastalıklarda, mikrobik hastalıklarda ve genel olarak vücudun direncini ve güçünü azaltan bütün hastalıklarda geçici iktidarsızlık görülür. Cinsel isteğin başlaması bu hastalıkların da iyileşme yolunda olduğunun bir göstergesidir.

Yüksek Kan Basıncı:
Yüksek kan basıncı kan damarlarınızın sertleşmesine ve daralmasına neden olabilir. Bu da kanın penise akışını kısıtlar ve sertleşme sorununa neden olur. Ek olarak, yüksek kan basıncını tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar sertleşme sorununa neden olabilmektedir.

Kalp Hastalığı ve Yüksek Kolesterol:
Yüksek kan basıncı gibi, kalp hastalığı ve yüksek kolesterol de kanın penisinize akışını etkileyerek sertleşme sorununa neden olabilir. Sertleşme sorunu bulunan erkeklerde eşlik eden hastalık bulunma sıklığı daha yüksektir.

Kalp Hastalığı ve Cinsel Yaşam:
Bir kişinin kalp hastalığına yakalanmış olması tatmin edici bir cinsel yaşamın bittiği anlamına gelmez. Cinsel aktivitelere yeniden başlandığında kalp krizi geçirilebileceği ya da hastanın aniden ölebileceği dair bir inanış yaygınsa da bu risk azdır.Genellikle kalp hastalığı ya da kalp cerrahisi geçirmiş olan bir kişi kendini hazır hissettiği zaman cinsel yaşamına geri dönebilir. Eğer çekincesi varsa doktoruyla bunu paylaşması gerekir. Kişinin cinsel performansının azalmış olabileceğine dair duyduğu endişe ve hastalığının getirdiği genel depresyon hali, cinsel ilgi ve kapasitesinin azalmasına yol açmış olabilir. Bu depresyon kalp hastalarında sık görülür ve çoğunlukla 3 ay içerisinde düzelir. Bu durum eşlerin daha önce var olan cinsel yaşamla ilgili sorunlarının büyütülmesi sonucunu beraberinde getirebilir.

Doktorun Rolü:
Sorunun en etkili çözümlerinin başında hastanın doktoru tarafından cesaretlendirilmesi gelir. Örneğin kalp krizi geçirmiş olan bir hastada bu konuda verilmesi gereken telkinlere daha hastanede yatmaktayken başlanır. Doktorlar hasta ve eşi için bu konunun öneminin bilincindedirler ve hastanın cinsel yaşama geri dönebilecek kapasitesi olup olmadığını saptamak amacıyla bazı testlere başvurabilirler.

Korku Tek Neden Değil:
Ne var ki korku cinsel yaşamı aksatan tek neden değildir. Kalp hastalıklarına sıklıkla eşlik eden damar problemleri erkek hastalarda penisin sertleşmesini güçleştirebilir. Kalp hastalıklarında sık rastlanan göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı yakınmaları genellikle tehlikeli sonuçlar yaratmasa da cinsel aktiviteyi kesintiye uğratabilir.İlişki esnasında göğüs ağrısı olan hastalara ilişkiden 5-15 dakika önce dilaltı nitrat tablet ya da sprey önerilebilmektedir. Tüm bunlar doktorla görüşülmelidir. Kalp hastalarına verilen bazı ilaçlar cinsel yaşamı etkileyebilmektedir. Bu durumda doktor alternatif ilaçlar verebilir. Kalp krizi geçirmiş bir hastanın krizin hemen sonrasında kalbinin durumu cinsel ilişkiye tahammül etmeye uygun değildir. Cinsel ilişki, yaklaşık 2 kat merdiveni hızla çıkmakla eşdeğer bir efordur: bu efor esnasında kalp hızı ve kan basıncı artar. Pek çok hastada yeniden cinsel yaşama başlamak için 2-4 haftalık bir süre gerekmektedir. Ancak her hasta doktoruyla bu konuyu görüşmelidir. Cinsel ilişkinin hangi pozisyonda yapıldığının pek önemi yoktur.

Bir Kalp Hastasına Cinsel Aktivitesiyle İlgili Verilebilecek Öneriler:

  • Sinirli ya da stres altında olduğunuz bir durumda cinsel aktiviteye başlamayın. Dinlenmiş, rahat, günlük yaşamın getirdiği gerilimlerden uzak bir zaman cinsel ilişki için tercih edilmelidir.
  • Çok karnı tok bir durumda başlamaktansa cinsel ilişki için yemek yedikten sonra 1-3 saat süre geçmiş olmasına tercih edin.
  • Cinsel ilişki için rahat, ilişkinin kesintiye uğramayacağı bir yer seçin.

Depresyon:
Stres, endişe ve başarısızlık korkusunun yanında depresyon sertleşme sorununa neden olabilir. Fiziksel bir nedenden dolayı sertleşme sorunu yaşayan erkekler kendilerini aynı zamanda depresyonda, stresli ve endişeli hissedebilirler.

Prostat Ameliyatı
Prostat ameliyatı- özellikle prostat kanseri ameliyatı- prostatın yanında bulunan sinirlere ve damarlara zarar vererek, sertleşme sorununa neden olabilir.

Diğer Sağlık Durumları
Sertleşme sorununa neden olabilecek diğer sağlık durumları şunlardır:

  • Böbrek hastalığı
  • Kronik alkolizm
  • Multipl skleroz

İlaçlar

Diğer sağlık sorunlarınız için aldığınız bazı ilaçlar yan etki olarak sertleşme sorununa neden olabilir. Bunlar yüksek kan basıncı, kalp hastalığı, alerjiler, depresyon, endişe ve ülser gibi hastalıkları tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçları içermektedir.

Alışkanlıklar ve Yaşam Biçimi
Sertleşme fonksiyonunun azalmasına neden olabilecek ya da sertleşme sorununa katkıda bulunabilecek çok sayıda alışkanlık bulunmaktadır. Bunlar:

  • Sedanter yaşam
  • Sigara İçme: Sigara içmek damarlara zarar verir. Sigara içmeniz halinde, bu sertleşmenizi ve sertliğinizi korumanızı zorlaştıracak kan akışı sorunlarına neden olabilir. Sigara içiminin sertleşme sorunu riskini yaklaşık iki kat artırdığı düşünülmektedir.
  • Aşırı Alkol Alımı: Aşırı derecede alkol almak sertleşme sorununa neden olabilir.

Uyuşturucu ya da Doping İlaçları Kullanımı:
Esrar ya da kokain gibi uyuşturucuların sertleşme fonksiyonu üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu durum anabolik steroidler için de geçerlidir.

Beslenme Alışkanlıkları ve Kolesterol:
Yüksek derecede yağlı gıdalar içeren bir beslenme, damarların tıkanmasına ve sertleşme sorunlarının en temel nedenlerinden biri olan kan akımı azalmasına neden olur. Yüksek kolesterol seviyeleri de sertleşme fonksiyonunda azalma olması riskini arttırmaktadır.Ancak, tüm kolesterol tipleri kötü değildir. İyi kolesterolü yükselterek (yüksek yoğunlukta lipo-protein yada HDL) ve kötü kolesterolü azaltarak (düşük yoğunluklu lipo- protein, yada LDL) sertleşme fonksiyonunuzda bir azalma meydana gelmesi riskini düşürebilirsiniz. HDL’yi yükseltmek ve LDL’yi azaltmak için bazı püf noktaları:

  • Yüksek lif içeren gıdalar tüketiniz.
  • Eğer yemeklerinizi yağda pişiriyor iseniz, zeytinyağı gibi doymamış yağ oranı yüksek sıvı bitkisel yağlar kullanmayı tercih ediniz.
  • Düzenli olarak egzersiz yapınız.
  • İçiyorsanız, sigarayı bırakınız.

Psikojenik Ereksiyon Kaybı
En fazla erken ejakülasyon (boşalma) öyküsü olanlarda veya akut alkol intoksikasyonlarından (zehirlenmelerinden) sonra görülür. Bunların dışında, aşırı dini inançlar, baskılayıcı anne-baba, olası bir homoseksüellik kaygısı,veya kronik stresle de ilişkili olabilir. Bunların çoğunda da, performans anksietesi olayın temelini oluşturur. Genel olarak, organik nedenlere bağlı ereksiyon kayıpları, hazırlayıcı bir olay olmaksızın, sinsi olarak başlarlar. Fonksiyon kaybı kalıcıdır, giderek kötüleşir ve diğer koşullarda da ereksiyon olmaz (gece ereksiyonları, mastürbasyon, erotik durumlar gibi), cinsel istek kaybı ise olmayabilir. Psikojenik nedenlere bağlı ereksiyon kayıpları ise tersine, hazırlayıcı bir olayı izleyerek, ani olarak başlar. Daha sonraları da ereksiyon kaybı geçici, zaman zaman ortaya çıkan ve geçici niteliktedir. Her durumda ve her eşle görülmez. Ön sevişme sırasında ereksiyon olduğu halde daha sonra ereksiyonun kaybı, özellikle sık görülür. Psikojenik ereksiyon güçlüğü olan erkekler genellikle mastürbasyonla ereksiyon sağlayabilirler ve gece ereksiyonları devam eder.

40 yaşına gelmiş ve yaşamında en az bir kez sertleşme problemi yaşamış erkekler iki davranış şeklinden birini seçerler. Bazı erkekler olayı bir miktar üzüntü duyarak ve kederlenerek geçiştirirler. Diğerleri ise olay karşısında endişeye ve paniğe kapılırlar, bir şeylerin bozulduğunu ve bir daha hiçbir zaman eski haline dönemeyeceğini düşünürler. Daha sonraki deneyimlerinde, ilk gruptaki erkekler, bir önceki başarısızlığı pek akıllarına bile getirmezken, ikinci gruptakiler, kendilerini sürekli olarak denetlemeye ve performanslarını sorgulamaya başlarlar. Biz bu duruma “seyircilik etmek” diyoruz. Cinsel fonksiyon bozukluğu olan kadın ve erkeklerin çoğu, kendi kendilerine seyircilik etmeye başlarlar ve böyle yaptıkları için, giderek kendi cinsel coşku ve zevklerini daha fazla engellerler.

Psikojenik ereksiyon kaybı, kaybın nedeni olan performans anksiyetesinin tedavisiyle ortadan kaldırılabilir. “Seyircilik etme”ye, süreci tanımlayarak, her iki eşe olan zararlı etkilerini anlatarak ve kontrol altına alınması özendirilerek, engel olunabilir. Sürecin kontrol edilebilmesi için, öncelikle farkına varılması şarttır. Kişiler dikkatlerini performanslarına değil, cinsel ilişkiden zevk almaya yönelttiklerinde, bunu başarabilecek şekilde kendilerini denetlemeyi öğrendiklerinde, sorun ortadan kalkacaktır. Eşler, ilgilerini duyguları üzerine toplamaya, beyinlerini düşünceler yerine, bu duygularla doldurmaya özendirilmelidir. Performans anksiyetesi, eşlere geçici bir süre için cinsel ilişkiyi “yasaklamak”la da giderilebilir. Eşler koitus hariç her türlü ön sevişme deneyimine girişebilirler. Koitusun yasaklanması, ereksiyon olup olmayacağı yolunda duyulan anksiyeteyi ortadan kaldırır. Bu durumda da, çoğunlukla ereksiyon gerçekleşir. Eğer sertleşmede sorun yaşadığınızı düşünüyorsanız, bir doktora danışmanızı öneririz. Cinsel sağlığınızı iyileştirmek ve sertleşme sorununuzu tedavi etmek kendinize olan güveninizi yeniden kazanmanızı sağlar. Böylece pek çok erkek, eşiyle özel yaşamını tekrar kurabilir ve cinsel duygularını yeniden yaşayabilir. Ancak unutulmaması gereken birkaç nokta var: Tedaviler doğrudan cinsel isteği artırmaz. Siz ve doktorunuzun tedavi seçimi hemen ve her zaman sonuç vermeyebilir. Eğer beklediğiniz sonuçları alamazsanız doktorunuzu arayınız. Onunla birlikte sizin için en uygun tedaviyi ve dozunu belirleyebilirsiniz. Tedavi, ilişkinizin temelinde yatan diğer sorunları çözmez. Eşiniz ve doktorunuzla iletişim yollarını açık tutmanız, tedavinin etkisinin kalıcı olmasına yardımcı olur.Unutmayın, sertleşme sorununuz olduğunu düşünüyorsanız, doktorunuzla konuşmak bu sorunun tedavisinde atacağınız en temel adımdır.

Psikolojik Faktörler:
Bu nedenler tek başına olabildikleri gibi bir veya birkaç fiziksel nedenle birlikte olabilir.

Performans Gerginliği:
Kişi cinsel performansı konusunda gerginlik duymaya başlarsa, sertleşmesi etkilenebilir.

Stres:
Cinsel performansı etkileyebilir.

Depresyon:
Sertleşme Sorunu olan bir kişide depresyon görülebilir veya depresyonlu bir kişide Sertleşme Sorunu ortaya çıkabilir.

İlişki Sorunları:
Eş ile yaşanan gerginlikler, gerek cinsellikle ilgili gerekse maddi konular, aile ile ilgili sorunlar cinsel işlevi olumsuz yönde etkileyebilir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ

İlaçları Kullanmadan Önce
Sertleşme Sorunu tedavisine ilaç ya da başka yöntemlerle başlamadan önce doktorunuz yaşam tarzınızda değişiklikler yapmanız konusunda önerilerde bulunabilir. Bunlar:

  • Egzersiz
  • Kan yağlarını düşürücü diyet
  • Sigaranın bırakılması
  • Alkol kullanımının azaltılması
  • Stres ve yorgunluğun azaltılması olabilir.

Testosteron eksikliği gibi Sertleşme Sorununa neden olup, takviyesi ile durumun ortadan kaldırılması mümkün olabilen, ya da yan etki olarak Sertleşme Sorunu yaratan ilaçlarla ilgili konuları doktorunuza danışınız.

Sertleşme Sorununun Tedavisi Kararı
Sertleşme Sorununun tedavi seçimi sizin ve cinselliği paylaştığınız kişinin tercihlerine dayanan bir karardır. Her tedavi seçeneği hakkında mümkün olduğunca bilgi toplayınız. Aşağıda karar vermenize yardımcı olabilmek için düşünülecek sorular yer almaktadır:

  • Tedavi ne kadar etkili ve güvenilirdir?
  • Partnerim bu tedaviyi nasıl karşılıyor?
  • Tedavinin uygulanması kolay ve rahat mı?
  • Yaşam tarzım ile uyumlu mu?
  • Tedavi maliyeti ne kadar?

Tedavi Seçenekleri
Ağızdan Alınan Tedaviler:
Ağızdan ilaç tedavisi sertleşme sağlayabilmeniz için, ağız yoluyla ilaç (haplar) alınmasıdır. İlaç alımı güvenilir ve kolay bir tedavi yöntemidir. Ağız yoluyla ilaç alımı, kanın penise akmasını kolaylaştırmak suretiyle etki eder. İlacın etki edebilmesi için erkeğin cinsel olarak uyarılmış olması gerekmektedir. Ağız yoluyla tedavinin bildirilen en yaygın yan etkileri baş ağrısı, yüzde kızarıklık, hazımsızlık ve burun tıkanıklığıdır. İlaç tedavisi herkes için uygun değildir, bu yüzden bu seçeneğin sizin için uygun olup olmadığı konusunda doktorunuza danışınız. Ağız yoluyla alınan ilaçları kullanıp kullanamayacağınızı tıbbi geçmişiniz hakkında bilgi sahibi olan doktorunuzla konuşun. Nitrat içeren ilaç (göğüs ağrıları için nitrogliserin gibi) kullanıyor iseniz, oldukça seyrek aralıklarla da alsanız sertleşme sorununa karşı herhangi bir ilaç kullanmayınız. Başka herhangi bir ilaç almanın güvenliği konusunda mutlaka doktorunuza danışınız.

Cinsel Danışmanlık/Cinsellik Eğitimi:
Bir psikiyatrist, psikolog ya da cinsel terapist ile sertleşme sağlayabilme ve sertliği koruyabilme becerisini etkileyen cinsel ya da diğer sorunlarınızı konuşabilirsiniz.

Penise Enjeksiyon Tedavisi:
Enjeksiyon tedavisinde, sertleşme sağlamanıza yardımcı olacak ilaç ile dolu olan iğneler kullanılır. Bu ilaç kanın penise akmasına yardımcı olarak kasları gevşetir ve yaklaşık olarak 5 ile 10 dakika içerisinde sertleşme sağlar.Enjeksiyon tedavisi 30- 60 dakika arası süren sertleşme sağlayarak oldukça etkili olabilir.

Cihazlar

Vakum cihazları:
Penisinizin üzerine geçirdiğiniz bir tüp (vakum etkisi yaparak sertleşmeye yardımcı olmak için) ve penisinizin gövdesine taktığınız bir halkadan (sertleşmeyi koruyabilmek için) oluşur. Vakumlama kanı penise çeker ve halka da kanı “hapsederek” sertleşme sağlar. Vakum cihazları genellikle güvenli ve etkili cihazlardır, ancak tek bir seferde 30 dakikadan daha uzun kullanılmaları tavsiye edilmez. Halka çıkarıldığı zaman sertleşme gider.

Cerrahi Yöntemler:
Penise Implant Takılması: Diğer tedavi seçeneklerinden yararlanamayan kişiler için uygun bir seçenektir. Bu tedavi yönteminde bir cihaz (çubuk), cerrahi olarak penise yerleştirilir. Cinsel ilişki arzulandığında şişirilerek kullanılır.

İmplantların başlıca iki tipi vardır: Bir, iki veya üç bileşenli şişirilebilir (hidrolik) aygıtlar ve orta sertlikte yumuşak protezler. Bu iki tip aletin uygulanması da, geri dönüşsüz bir ameliyat gerektirdiğinden genellikle yalnızca diğer tedavi seçeneklerinin başarısız olduğu hastalarda düşünülmektedir.

Bitkisel Tedavi:
Cinsel istek, cinsel zevk ve performansı artırabileceği iddia edilen çok sayıda bitkisel ürün üretilmiştir. Ancak bu ürünlerin güvenirliliği ya da etkinliği hakkında genel kabul görmüş bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.

Hormon Yerine Koyma Tedavisi:
Azalan sertleşme kalitesi, çok düşük olan testosteron seviyelerinden kaynaklanabilir (kan testi ile testosteron seviyeniz ölçülebilir). Hormon tedavisi testosteron seviyenizi yükseltebilir. Tedavi cilt üzerinden, düzenli enjeksiyon ya da ağız yoluyla uygulanabilir.

ANDROPOZ

İlerleyen Yaşlarda, Erkeklerde Sağlıklı Cinsel Yaşamın Dengesini Bozan Diğer Bir Durum: ANDROPOZ

Andropoz Nedir?

Kadın cinsel hormonu belli bir yaştan sonra sıfıra inmekte ve menopoz denilen bu durum ortaya çıkmaktadır. Erkekte de belli bir yaştan sonra hormon seviyelerinde bir değişiklik söz konusudur. 45-50 yaşından itibaren erkeklik hormonu olan testosteron yanında böbreküstü bezinden salgılanan aynı yapıdaki hormonlar devamlı bir düşüş gösteriyorlar, ama hiç bir zaman bu seviye, ileri yaşta bile, sıfır olmuyor. “Andropoz'”olarak da adlandırılan bu durum, cinsel fonksiyonun gerilemesi yanında, cinsel arzu ve zihinsel fonksiyonlarda da düşmeye neden oluyor. Ayrıca yorgunluk hali ve uyku problemleri duygusal değişiklikler, iktidarsızlık, depresyon, cinsel güç azalması, osteoporoz, meni kalitesi ve kaslarda olumsuz etkiler, yine erkeklik/androjen hormonlarının eksikliği, vücut yapısı değişikliğine sebep olarak bilhassa karında 10-15 kg yağ tutulmasına yol açıyor.

Ortalama yaşam süresi uzadığı için yaşlanmaya bağlı sorunların artacağı ve andropoza bağlı problemlerin artması, geliştirilen tedavi yöntemleri dikkat çekiyor.

Türkiye ‘de 40 ile 70 yaş arasındaki erkeklerin yüzde 52’sinde cinsel performansta ve istekte azalma olduğu, ancak doktor başvurusunun azlığına bağlı bu rakamların gerçeğin oldukça altında kaldığı tahmin edilmektedir.

Tüm bu bulguları özetlersek andropoz, erkeklerde ilerleyen yaşa bağlı görülen fiziksel ve zihinsel değişikliklerin, androjen hormonlarının azalmasıyla birlikte bir klinik tabloya dönüşmesidir.

Bu Klinik Tablo Şu Belirtileri İçerir:

1. Seksüel fonksiyon ve istek azalması, özellikle sabah ereksiyonlarının kalitesinde düşme,
2. Entelektüel kapasitede azalma, konsantrasyon kaybı, yorgunluk, kızgınlık ve depresyon,
3. Kas kitlesinde ve gücünde belirgin azalma,
4. Kemik mineral yoğunluğunda azalma (osteoporoz),
5. Organ yağlanmasında artış.

Andropoz terimi yaygın kullanımına rağmen çok doğru bir tanımlama değildir. Kadınlarda menopozla birlikte üreme özellikleri tamamen ve akut olarak bitmesine karşın, erkeklerde üreme kapasitesi ilerleyen yaşa rağmen devam edebilir. Bu bağlamda “yaşlanan erkeklerde androjen eksikliği ‘andropoz’a göre daha doğru bir tanımdır. 39- 70 yaşları arasındaki erkeklerde, serum serbest testosteron seviyelerinin yılda yaklaşık %.1.2 oranında düştüğü gösterilmiştir.

65 yaş üstü erkeklerin yaklaşık %25-50’sinde biyo-yararlanılabilir testosteron düzeylerinde düşüş gerçekleşmekte ve androjen replasman (eksik hormonun yerine dışarıdan yapay olanı verme) tedavisi gerektirecek belirtiler ortaya çıkmaktadır. Elbette yaştan bağımsız olarak, genetik bozukluklar, şişmanlık, çeşitli hormonal dengesizlikler (büyüme hormonu, tiroid hormonları, insülin), alkol, stres ve kronik hastalıklar da kan testosteron düzeylerinde düşmeye sebep olabilmektedir.

KADINLARDA CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI

Kadınlar da tıpkı erkekler gibi istek ve cinsel beraberliklerinde sorunlar yaşamaktadır. Yakın zamanda yapılan bir çalışma kadınların yaklaşık % 40’ının bazı cinsel bozukluklarla yüzleştiğini ortaya koymuştur. Bu kadınlar belki de hiçbir zaman uyarılmamış ya da orgazm olamamışlardır. Çoğu kadın yaşadıkları bu büyük problemi partnerleri ile konuşmakta zorlanmakta, çoğu kadın da tedaviye utanarak tedaviye başvuramamakta, sağlık profesyonellerinin kendisini yanlış anlayacağından korkmaktadır. Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda cinsel problemler de psikolojik ve/veya fizyolojik işleyişten kaynaklı olmaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalarda kadınlarda cinsel sorunların eskiden bilindiğinden daha fazla fiziksel (biolojik) nedenleri olduğunu ortaya koymuştur. Diabet, Kardiovasküler bozukluklar, MS gibi bazı tıbbi sorunlar da bu problemlerle ilişkili bulunmuştur.

Azalmış Cinsel İstek Bozukluğu
Cinsel istekteki farklılaşma çiftlerin mutsuzluğa, engellenmeye ve hatta bunun hakkında konuşmamaya kadar götüren en belirgin problemlerden biridir. Yorgunluk, depresyon, hastalık, stres, anksiyete (gerginlik), ilişkideki uyumsuzluk, alkol ya da ilaç kullanımı kişinin cinsel isteğini ve enerji düzeyini etkilemektedir. Ağızdan alınan doğum kontrol ilaçlarının değiştirilmesi kadınların adet dönemleri, tedavileri, çocuk doğumu ya da yaklaşan menapoz kadınların cinsel isteğini kaybetmeleri ile bağlantılıdır. Tedavi için gelen kadınların %80’inde azalmış cinsel istek sorunu görülmektedir. Bu problemle karşılaşan kadınlarda kendiliğinden cinsel istekte azalma oluşmakta ama bu kadınlar partnerlerinin uyarılma ve orgazma ulaşması için olumlu yaklaşımlarda bulunmaktadırlar. Kadında seksüel isteksizliği gösteren güvenilir fiziksel bir gösterge yoktur. Kadında cinsel istek değerlendirmesi, cinsel fantezilerin, düşünce ve fikirlerin mevcut olup olmayışı, erkeklere olan ilginin araştırılması ve değerlendirilmesi ile mümkündür. Cinsel istek alınan ilaçlar veya depresyon gibi ruh halinin değişmesi ile kolayca azalabilir. Azalmış cinsel istek sıklıkla baskılanmış veya azalmış orgazma bağlı olabileceği için, hangisinin önce oluştuğunun iyi sorgulanması gerekmektedir.

Cinsel Uyarılma Bozuklukları
Cinsel uyarılma Bozukluğu, tekrarlayan şekilde yada sürekli biçimde cinsel uyarılara cevabın olmaması veya yeterli vajinal kaynağın devam ettirilememesidir. Bu durum aslında fiziksel uyarılma eksikliğinden değil, uyarılmanın kişisel algılanmasındaki bozuklukla alakalıdır. Cinsel uyarılma bozukluğu olan kadınlar genellikle cinsel ilişkiden tamamen uzak durmaya çalıştıklarından, sıklıkla bu kadınlarda cinsel istek azlığı tanısı konmaktadır. Son yıllarda bazı araştırmacılar cinsel uyarılma bozukluğunun fiziksel bir bozukluğa, örneğin damarsal ve klitoral yetersizliğe bağlı olabileceğini belirtmektedirler. Damarsal kökenli seksüel fonksiyon bozuklukları cinsel uyarılma bozukluğu yaratabildiği gibi orgazm sorunu da yaratabilir.

Orgazm Bozuklukları
Orgazm bozukluğu sürekli veya tekrarlayan biçimde normal cinsel uyarılmadan sonra orgazmın olmaması veya gecikmesi halidir. Kadınlarda orgazmı oluşturmak için gerekli uyarının şekli ve yoğunluğu çok farklılıklar göstermektedir. Dolayısıyla teşhis doktorun, o kadının uygun cinsel uyarıyı aldığına karar vermesine bağlıdır. Tabii, bu şikayetin aynı zamanda kişiler arası ilişkiyi güçleştirmiş olması ve ızdıraba yol açmış olması gereklidir.Kadınların orgazm olması için gerekli uyarının şekil ve yoğunluklarının çok farklı oluşu ve bunun değişik zamanlarda da farklılıklar göstermesi nedeni ile aralıklı, durumsal orgazm eksikliklerinin cinsel bozukluk olarak sayılmaması gerektiği düşünülmektedir.

VAJİNİSMUS VE DİSPARONİ

Disparoni (Ağrılı Cinsel İlişki!)
Kadınların büyük bölümü hayatlarının herhangi bir döneminde cinsel ilişki esnasında ağrı duyabilirler. Ama bu sorun tekrarlayıcı mahiyette ise her iki eşte de bir hayal kırıklığı oluşturur ve özellikle kadınlarda zamanla cinsel ilişkiye karşı olumsuz tepkilere ve özgüvenin azalmasına yol açabilir. Cinsel temas sırasında ağrı duyma tıbbi olarak disparoni olarak adlandırılır. Görülme sıklığı %10-15’tir.Cinsel temas sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ağrının çözümü ilk bakışta görüldüğünden daha zor bir problemdir. Fiziksel nedenleri arasında himen daralması (skar nedeni ile), batın alt kısmında enfeksiyon olması, vajen dış dudaklarına ait hastalıklar sayılabilir Disparoni (Ağrılı cinsel ilişki) çok basit bir anatomik problemden karmaşık bir psikososyal ve biyolojik olguya kadar değişen bir çok etmene bağlı olarak gelişebilir.Doktorun bir çok olasi sebep arasindan doğru tanıyı koymasi ve tedaviye başlaması ile hastada tedaviye cevap alınmasına kadar geçen süre oldukça uzun olabilir.Geçmişte hastalar bu tür ağrı yakınmalarını doktorlara daha zor ifade ediyorlardı.Ancak bugün bile hastalar disparoni şikayetini dogrudan söylemede güçlük çekiyorlar.Örneğin gerçek şikayeti disparoni olan bir hasta akıntı şikayetinden kurtulmak için doktora gitmekte ve akıntı kaybolursa ağrılı cinsel ilişkiden kurtulacağını düşünebilmektedir.Disparoninin vajen girişi,vajen ve derin ilişkide hissedilmesi farklı nedenlere bağlıdır. Sıklıkla problem ağrının hissedildiği bölgededir. Fakat bazen sorun başka bir yerde ve hatta üreme organları dışındaki diğer bölgelerde de olabilmektedir. Disparoni,kronik pelvik ağrının (Müzmin Kasık Ağrısı) özel bir şekli olduğu için hastalar kronik pelvik ağrısı açısından değerlendirilmelidirler.

Kadin hastaliklari dışında kronik pelvik ağrı sebepleri arasında Sindirim sistemi hastalıkları, Böbrek ve idrar yollari hastalıkları,Kas iskelet sistemi hastalıkları, Ruhsal hastalıklar sayılabilir. Kronik pelvik ağrısı olan hastalar sıklıkla kadin doğum uzmanına müracat etmekte ve yeterli değerlendirilmedikleri ve yönlendirilmedikleri için sorunlarına kalıcı çözüm bulamamaktadırlar. Özet olarak kronik pelvik ağrı ve onun özel formu olan disparoninin tedavisinde multidisipliner (farklı uzmanlık alanları) yaklaşım gereklidir

Vajinismus

Vajinusmus ise vajinal kasların, penisin içeri girmesine engel olacak kadar sıkı şekilde kasılması olarak nitelendiriliyor. Örneğin cinsel ilişkide yeniden ağrı hissedeceği kaygısına kapılan kadın bir kaçınma davranışı olarak kendini istem dışı kasabiliyor. Bir başka neden de kadının ruhsal dünyasında yaşanan çatışmaların canlanması ile ortaya çıkan endişe, korku, kaygı duyguları oluşturuyor. Cinsel tedavi kliniklerine başvuranlar arasında %12-17 vajinismus tanısı konulmaktadır. Bazen enfeksiyonlara, ameliyatlara veya kimyasal maddeler nedeni ile oluşan vajinal ağrı sonrası gelişen ikincil vajinismus görülebilmektedir. Durumsal anksiyete, istemsiz adale kasılması, seksüel uyarılmada problemler, vajinal kayganlıkla ilgili problemler ve cinsel isteksizlik, cinsel bilgi eksiklikleri vajinismus sebebi olabilir. Fiziksel şartların kontrolünün yanı sıra psikoterapi yardımcı olmaktadır.

Kadınlarda Cinsel İşlev Bozukluğu Sebepleri
Cinsel işlev bozukluğu çeşitli organik ve psikolojik nedenlerle oluşabilir. Kadının cinsel aktivitedeki rolü ve kadındaki cinsel işlev bozukluğu, yıllarca erkekteki kadar yoğun biçimde araştırılmamış ve sorunun sadece psikolojik kaynaklı olduğuna inanılmıştır. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar, problemin organik boyutunun da büyüklüğünü gözler önüne sermiştir.

Organik nedenler arasında;

  • Sistemik hastalıklar ve vasküler (damarsal) nedenler
    Diabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı, hipertansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri gibi çeşitli sistemik problemler, ateroskleroz (damar sertliği) gibi damar yapısına ait sorunlar ve sigara alışkanlığı gibi nedenlerle cinsel organlara kan akımı bozulabilir.
  • Nörolojik nedenler
    Nörolojik hastalıklar veya çeşitli nedenlerle ( diabet, travma, cerrahi girişim gibi) sinir zedelenmeleri sonucunda beyinden cinsel organlara giden mesaj engellenir. Omurilik yaralanmaları, epilepsi (sara), multipl skleroz, serebrovasküler (beyin damarlarına ait) hastalıklar, Alzheimer ve Parkinson hastalım, sinir sistemine ait enfeksiyonlar nedeniyle cinsel işlev bozukluğu oluşabilir. Histerektomi (rahmin alınması) gibi üreme organlarına ait cerrahi girişimler ile mesane ve bağırsağa yönelik operasyonlar sırasında oluşabilen sinir zedelenmeleri de, cinsel işlev bozukluğuna yol açabilmektedir.
  • Hormonal nedenler
    Üreme organlarının gelişmesini ve cinsel aktivitenin çeşitli aşamalarının gerçekleşmesini sağlayan hormonların, kandaki düzeyleri azaldığında cinsel işlev bozukluğuna rastlanabilir. Özellikle ooferektomi (yumurtalıkların alınması) sonrasında kadınlar bu problemi yoğun olarak yaşamaktadırlar.
  • Cerrahi girişimler
    Üreme organlarına ait çeşitli cerrahi girişimler sinir zedelenmesine yol açabilmenin yanı sıra, hormonal dengeyi bozabilmekte ve vücutta meydana getirdiği değişiklikler nedeniyle de cinsel işlev bozukluğuna sebep olabilmektedir. Özellikle mastektomi (memenin alınması) veya mesane ve bağırsağa yönelik operasyonlarda açılan ostomiler (mesane veya bağırsağın karın bölgesinde oluşturulan bir açıklıktan boşalması) nedeniyle, kadının bedenini algılayışı bozulabilmekte ve cinsel yaşamı da bundan etkilenmektedir.
  • Tedavi ve ilaçlar
    Çeşitli tedavi yöntemleri, bazı ilaçlar ve madde kullanım alışkanlıkları cinsel yaşamı çeşitli yönlerden etkiler. Kalp hastalıkları, hipertansiyon, depresyon, hormonal problemler, kanser ve mide şikayetlerinin tedavisinde kullanılan kimi ilaçlarla bazı idrar söktürücüler ve kemoterapi, radyoterapi adet düzeninin, cinsel organların yapısının ve sonuçta cinsel işlevlerin bozulmasına yol açabilmektedir.
  • İleri yaş
    Yaş arttıkça klitoris ve vaiinadaki düz kas/ bağ doku oranı, bağ doku lehine artar. Bunun sonucunda klitoristeki sertleşme ve vajinadaki genişleme yeteneği bozulur.
  • Menopoz
    Menopozla birlikte azalan östrojen hormonuna bağlı olarak, vajinanın boyutlarında küçülme ve ıslaklığında azalma sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı oluşumu nedeniyle sekse olan ilgi azalır.
  • Psikolojik nedenler
    Çocukluk çağı, yetiştirilme tarzı ve bu dönemde kazanılan çeşitli yaşam deneyimleri, alışkanlık ve takıntılar bireyin hayatının sonraki aşamalarını da etkiler.

Bozuk aile ilişkileri içinde, yanlış/yetersiz cinsel bilgilerle büyüyen ya da çocuklukta cinsel travma yaşayan bireylerde, cinsel işlev bozukluğuna yatkınlık oluşur.Hayatın ileri evrelerinde yaşanan cinsel başarısızlıklar, depresyon, aldatılma, hamilelik ve doğum sonrası ruhsal problemler, organik hastalıklara tepki, yaşlanma, partnerdeki cinsel problemler ve cinsel şiddete maruz kalma gibi nedenlerle cinsel işlev bozukluğu başlar. Çiftler arasındaki çekiciliğin kaybolması, ilişkinin bozulması, kendine güvensizlik, cinsellikten ve başarısızlıktan korkma, cinsellik hakkında kalıplaşmış yanlış düşünceler, yetersiz önsevişme ve psikiyatrik rahatsızlıklar sorunun çözülmesini zorlaştırır. Özellikle sonradan edinilmiş orgazm bozukluklarında, organik nedenlere psikolojik kökenli sorunlar da eşlik edebilir. Çeşitli psikolojik faktörler arasında partnere karşı ilgi kaybı veya partner tarafından reddedilme korkusu, vajinaya zarar gelebileceği endişesi ve suçluluk duygusu ön plana çıkmaktadır.

Kadınlarda Cinsel İşlev Bozukluğu Olup Olmadığı Nasıl Anlaşılır?

Cinsel işlev bozukluğu, ancak yapılan muayene ve testlerle teşhis edilebilir. Bu yüzden, bu alanda uzmanlaşmış sağlık ekibine başvurarak problemi anlatmak ve tedavi arayışına girmek en doğrusudur. Teşhis ve tedaviyi etkilememek için sorun açıkça anlatılmalı ve hiçbir bilgi saklanmamalıdır. Hastadan edinilen bilgiler ve fizik muayene ne teşhis konabilse de, bazı testler yapılması gerekebilir.

İlk Aşamada Yapılan Tetkikler

Cinsel işlev bozukluğu şikayeti ile başvuran hastaya tam fizik muayene ve psikososyal değerlendirme yapıldıktan sonra, uluslararası ortak kullanılan şikayetlere yönelik cinsel işlev sorgulaması ve daha sonraki aşamada tanı amaçlı çalışmalar yapılır.idrar ve tam kan tahlili (kan şekeri, kreatinin, kolesterol, trigliserid, karaciğer enzimleri gibi), hormon düzeyleri (FSH, LH; Ostradiol, Testosteron gibi) başvurulan ilk tetkiklerdir. Sonrasında ise gerek görüldüğü takdirde Ultrasonografi, Vajinal PH ölçümü gibi ileri tetkiklere de başvurulur.

Kadınlarda Cinsel İşlev Bozukluğu Tedavisi

Sebebe ve hastanın genel durumuna göre belirlenen ilaç veya vakum gibi cihazlı terapilerden, psikoterapiye kadar uzanan bir tedavi yelpazesi vardır. Yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalar sürmektedir.

Klitoral Vakum Cihazı

Cinsel organlardaki kan dolaşımının yetersizliğine bağlı cinsel işlev bozukluğunu tedavi etmek amacıyla tasarlanan klitoral vakum cihazı klitoristeki kan dolaşımını ve düz kas oranını artırmada yarar sağlar. Vücuda girmeden klitoriste yumuşak bir vakum etkisi oluşturur ve duyarlılığı, vajinal ıslaklığı, orgazmı yani genel anlamda doyumu artırır. Cinsel işlev bozukluğu olan kadınlarda cihazın kullanımı sonrasında seksüel duyarlılıkta %100’e, doyumda %80’e ve vajinal ıslaklıkta %73’e varan artış bildirilmiştir.

Psikolojik Danışma

Cinsel işlev bozukluğu yasayan hastalarda ve yanı sıra partnerlerinde çeşitli psiko-sosyal sorunlar da görülebilir. Bu psiko-sosyal sorunlar cinsel işlev bozukluğunda kimi zaman sebep, kimi zaman da sonuç olarak karşımıza çıkar.Cinsel yaşamdaki aksaklıklar çiftler arasında sürtüşmelere ve ilişkilerin bozulmasına yol açabilir. Cinsel işlev bozukluğuyla başvuran çiftlerde psikolojik ve sosyal sorgulama sonucunda psikoterapi ve cinsel terapi uygulanması gerekebilir. Psikolojik danışma ve terapi desteği, problemin tanımlanması ve çözümünde yardımcı olmasının yanı sıra, hastaya ve partnere sorunla baş edebilmede katkı sağlaması açısından çok önemlidir.

Doğum sonrasında cinsel sorunlar!

Aileye yeni bir bireyin katılması çiftlere, hamilelik döneminde yaşanan tüm sıkıntıların artık geride kaldığını düşündürür. Oysa minik bir bebeğin sorumluluğunun yanı sıra yaşanan hormonal değişiklikler hem erkek hem de kadın için cinsel yaşamda ciddi sorunlara sebep olabilir…Dokuz ay heyecanla beklenen minik bebek, birçok çiftin yaşamında bir dönüm noktasını oluşturuyor. Aslında bu durum eşler arasında büyük bir heyecan ve mutluluk yaratsa da madalyonun bir de öbür yüzü var.

Çünkü bebek pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Bebeğin getireceği ek sorumluluklar, hormonal ve bedensel değişimler gibi faktörler eşlerin dünyasını bir anda altüst edebiliyor. Bunun sonucunda da ortaya hiç de iç acıcı olmayan bir tablo çıkıyor: cinsel sorunlar.

Doğum sonrasındaki değişimler en çok kadını etkiliyor demek hiç de yanlış olmaz. Doğum, başta cinsel isteksizlik olmak üzere, disparoni ve vajinismus gibi önemli pek çok soruna yol açabiliyor.

Aslında bu durumdan kadınlar kadar olmasa da erkekler de etkileniyor. Onlar da yeni bir düzene alışmaya çalışırken cinsel yaşamlarında sorunlar başlıyor.

CİNSEL İSTEKSİZLİK

Cinsel isteksizlik ve ereksiyon kaybı, doğum sonrasında erkekler arasında en sık görülen cinsel sorunları oluşturuyor. Peki doğum sonrasında gelişen cinsel sorunların altında hangi faktörler yatıyor, tedavi yöntemleri neler? Doğumun ardından geçirilen uykusuz geceler, iki üç saatte bir tekrarlanan emzirme işlemi, bebeğin sık sık hastalanması derken ailenin yaşantısı tam anlamıyla altüst olabiliyor. Bununla birlikte o güne dek sadece birbirine odaklanan çiftler, doğumun ardından neredeyse tüm ilgiyi çocuğa yöneltiyor. Bir yandan yeni bir yaşama uyum sağlamaya çalışmanın gerginliği, bir yandan da eşinden eskisi kadar ilgi görememenin yarattığı sıkıntı cinsel isteksizliğin oluşmasına yol açıyor.

ESTETİK KAYGILAR

Doğum sonrasında daha fazla salgılanan ve bebeğin emzirilmesinde büyük rol oynayan “prolaktin” hormonu da cinsel isteksizlik ve vajinal kuruluğuna neden oluyor. Kadında doğal olarak bu hormonun aşırı salgılandığı emzirme dönemi boyunca cinsel isteksizlik sorunu baş gösteriyor.

Bebeğin doğumuyla birlikte cinsel partner imajına bir de aile kavramının eklendiği düşünülürse, özellikle kadınlar annelik rolünü gereğinden fazla kutsallaştırabiliyor ve doğumdan sonra cinselliğe karşı daha mesafeli yaklaşabiliyorlar. Estetik kaygılar yüzünden kendini beğenmeyen kadının sevişme sırasında zihnini sürekli bedeniyle meşgul etmesi cinsel ilişkiden zevk almasını önlüyor. Bunun yanı sıra eşini eskisi kadar bakımlı bulmayan erkek de cinsel yaşamdan uzaklaşıyor.Göğüsler ve vajina cinsel yaşamda erkeği en çok heyecanlandıran iki önemli bölge. Doğumla birlikte bu bölgeler artık tahrik unsuru olma özeliğini kaybedebiliyor. Doğuma kadar sadece cinsel uyarı noktaları olarak algılanan vajina ve göğüsler aniden bebeğin doğumunu ve beslenmesini sağlayan bölgelere dönüştüğü için bunun sonucunda erkek eşinden uzaklaşabiliyor. Ayrıca bebeğin doğumu, kadın ya da erkeğin o zamana dek bastırdıkları ruhsal çatışmalarını tetikleyebiliyor ve bu sorunlar cinsel isteksizliğe neden olabiliyor.

DOĞUM SONRASI ERKEĞİN CİNSELLİĞİ

Peki doğum sonrasında erkeklerin dünyasında neler oluyor? Erkekler cinsel isteksizlik dışında başka hangi tür sorunlarla karşılaşıyor?
-Erkeklerde de cinsel isteksizlik başta olmak üzere uyarılmayla ilgili sorunlar (sertleşme bozukluğu, erken ya da geç boşalma) ortaya çıkıyor.
-Nadiren de görülse cinsel ilişki sırasında peniste ağrı oluşabiliyor.
-Erkeklerde ortaya çıkan cinsel sorunların kaynağında da yeni hayata uyum sağlamak, kadının bedenindeki değişimler, cinsel bölgelerin imajının değişmesi gibi faktörler rol oynuyor.
Ancak doğum sonrasında ortaya çıkan cinsel sorunlar erkeklerde kadınlara oranla çok daha nadir görülüyor.